TOPRAĞINDAN MIDIR? SUYUNDAN MIDIR?
Raziye Kölgesiz

Raziye Kölgesiz

TOPRAĞINDAN MIDIR? SUYUNDAN MIDIR?

21 Kasım 2018 - 20:30

Toprağından mıdır suyundan mı bilmem ama biz Buldanlıların yüreği deryalar kadar engin, elleri usta sanatçılar kadar marifetli… Ama dillerimiz yüreğimizden bağını koparmış gibi… Tatlı sözlerimiz pek samimi değil, acı sözlerimiz insafsız olabiliyor. Üstelik nedense sadece birbirimize karşı böyle.

    Sevgi dolu, kadir kıymet bilen insanlarız biz. Ne oluyor da hoşgörüyü, anlayışı, bir kenara bırakıp kendimizi onun yerine koyabilmeyi dahi düşünmeden en yakınımızın dedikodusunu en acımasızca yapar hale geliyoruz? Kendimizle, işimizle uğraşmak yerine neden başkalarının ne yaptığı ile uğraşıyoruz?  Hatta kıskanıyoruz? 

 “Aman canım ne olacak her yerde var bunlar” diyeceksiniz belki, ama bizimki biraz farklı…  Biz bir yandan çalışıp üretirken bir yandan da düşünmeye bol bol zaman buluyoruz.

 Hem hepimiz aynı işi yapıyoruz. Aynı pazara mal döküyoruz. İçten içe bir rekabet halindeyiz.  Eee biraz da Efelik olunca serde!

 Aslında amacına hizmet edecekse hepimiz başkalarının ne yaptığını bilelim, tecrübesinden faydalanalım; başkalarından fikir alalım. Ama başkalarının eksiğini gediğini bulmayalım. Bulsak dahi bu da bir tecrübe olsun bize, sağa sola yayılacak bir dedikodudan ibaret kalmasın.

Hepimiz geçim derdindeyiz, yetirmeye bitirmeye çalışıyoruz.   Ama en zoru da; bilinçaltımıza kadar işleyen “eller ne der” korkusu. Bize bu korku hem motivasyon veriyor hem de yarattığı gerginlik elimizi kolumuzu bağlıyor. Korkuyoruz çünkü; aynı durumda biz de ne diyebileceğimizi çok iyi biliyoruz. Bu nedenle görkemli düğünler, sünnetler yapıyor, bu nedenle en zayıf yönümüzü, duygularımızı en yakınımızdan bile gizliyoruz. Aile bağlarımız zayıflıyor;  arkadaşlarımıza, dostlarımıza duyduğumuz güven azalıyor. Kişiliğimizi doğrudan etkileyen bu olgu aynı zamanda davranış kalıplarımızda da belirleyici bir rol oynuyor. 

Bu arada  bir psikiyatr arkadaşım dedikodunun Alzheimer hastalığını ortalama % 50 önlediğini, söylediğinde  yaşadığım şaşkınlığı  anlatamam.

Hatta; 1999 yılında Türkiye Tabipler Birliğinin yaptığı bir araştırma sonucunda; Ege ve Trakya bölgesinde dedikodunun daha yaygın olarak yapıldığının açıklandığını da ekledi.

“Madem öyle hadi biz dedikoduya devam edelim” diyesiniz geldi değil mi?

Öyleyse ben niye boşu boşuna dedikoduya karşı bir sürü laf ettim.? “Başta söylediklerimi unutun gitsin” diyemeyeceğim. Ege ve Trakya bölgelerinde Alzheimer hastalığının daha yaygın olduğunu da belirten Psikiyatr arkadaşım :”Doğu ve Karadeniz illerinde yaş alan ebeveynin kendi evlatları, torunlarıyla geniş ailede kalmaya devam ettiğini, bu nedenle beynini meşgul edecek ve gerekli güncellemeleri yapacak imkana sahip olduğunu, bizde ise gençlerin bireysel yaşam tercihi ile yaş alan ebeveynin yaşlılıklarında, bilhassa eşlerini de kaybettikten sonra yapayalnız kaldığını, geçmişine döndüğünü, kırgınlıkları, pişmanlıkları, kayıpları daha derinden hissettiğini, bu koşullarda Alzheimerin kaçınılmaz olduğunu” da ekledi.

Öyleyse sonuç? Dedikoduda ölçüyü kaçırmayalım ve yaşlılarımızı ahir ömründe yanımızdan ayırmayalım. Buna evlatlarımızın da ihtiyacı olduğunu unutmayalım.

Sevgi ve saygılarımla

Av. RAZİYE KÖLGESİZ

YORUMLAR

  • 4 Yorum
  • Hurşit çamkır
    11 ay önce
    Buldanı o kadar güzel anlatmşınizki katılmamak mümkün değil ACABA TEDAVİSİ VARMİ DEDİ KODUNUN kalemine sağlık
  • Aygül Saygı Dehmen
    1 yıl önce
    Çok beğendim, eline sağlık. Pay çıkarmalı herkes.
  • Hacip uğur
    1 yıl önce
    Tebrik ederim cok güzel bir konuyu gündeme almışsın Herşey gönlünce olsun Raziye hanım...
  • Nazmi DEMİRAL
    1 yıl önce
    Dedikodu hem Alzheimer hastalığını % 50 oranında önlüyor, hem Trakya ve Ege Bölgelerinde daha fazla yapılıyor, hem de aynı bölgelerde Alzheimer hastalığı daha fazla görülüyor. Burada bir çelişki yok mu? O zaman dedikodunun söz konusu hastalığı önlemeye yardımcı olduğu da gerçek dışı. Bence dedikodu tedavisi çok zor ve çirkin bir hastalık.

Son Yazılar